Songül Arık'tan.... Emanete Hıyanet, Vicdanın İmtihanı ve Aramızdaki Gizli Tehlike
Feryatlarımız caydırıcı ceza ile kalplerimizin acısı bir nebze olsun diner mi? Ruhumuzdaki sancı acaba aldıkları ceza ile söner mi, bilmiyorum... Şu an kendimi toparlamaya çalışıyorum ama mahvoldum
Feryatlarımız caydırıcı ceza ile kalplerimizin acısı bir nebze olsun diner mi? Ruhumuzdaki sancı acaba aldıkları ceza ile söner mi, bilmiyorum... Şu an kendimi toparlamaya çalışıyorum ama mahvoldum. Üst üste gelen o kadar acı, o kadar insanlık dışı haberle sarsıldım ki, kelimeler boğazımda düğümleniyor, nefes alamaz hâldeyim.
O Vahşet ve Yüreğimize Düşen Ateş
Sosyal medyada karşılaştığım o görüntüyle adeta dünyam karardı, hastalandım. Küçücük, el kadar bir yavru kediye yapılan o akıl almaz işkenceyi izlerken insanlığım adına utandım. O vicdan yoksunu mahluklar, "Sen niye yaşıyorsun ki, yaşamanın ne gereği var?" diyerek o dilsiz yavruya dünyanın en büyük vahşetini reva gördüler. Çakmakla yakmaya çalıştılar, defalarca denediler ama çakmak bir türlü yanmadı; bunun üzerine tekmelediler, kuyruğundan tutup o masum cana korkunç işkenceler yaptılar.
O feryatları, o caniliğin getirdiği karanlığı gördüğüm an ruhum bedenimi taşıyamaz hale geldi. Daha bu derin sarsıntıyı, bu midemin bulantısını atlatamadan, üstüne bir de ayakları altına aldığı savunmasız bir kaplumbağayı ezen bir başka kadının haberi düştü önümüze. Üst üste gelen bu felaketler, bu acımasızlık dalgası karşısında gerçekten mahvoldum. Secdeye kapanıp "Ya Rabbi, mazlumların imdadına yetiş" diye yalvarmaktan başka elimden hiçbir şey gelmiyor.
İnsan Suretindeki Caniler ve Hepimiz İçin Tehdit
Eline fırsat geçer geçmez, kendinden zayıfa bu denli işkence eden... İnsan sıfatıyla aramızda gezen, ama şeytanın bile "ben böyle bir vicdansızlığı aklımdan geçiremezdim" diyeceği bu varlıklar, aslında toplumsal hayatımızın üzerine çöken en büyük kâbustur.
Hâlâ görmüyor musunuz? Bugün savunmasız, dilsiz bir yavruya bu vahşeti reva görenler, yarın ellerine güç ve fırsat geçtiğinde hangimizin, kimlerin canına okuyabilecek, hangi felaketlere imza atabilecek bir caniliğe sahip olduklarını hâlâ idrak edemiyor musunuz? Onlar sadece bir hayvana değil, bu toplumun huzuruna, geleceğine ve insanlık onuruna pusu kurmuş birer tehlikedir.
"Rabbimin Emanetine Sahip Çıkamadık"
Bugün kendimize, insanlığımıza, sokaklarımıza dönüp ayna tutma vaktidir. İçimiz yanıyor, elimiz kolumuz bağlanıyor ve o en ağır itiraf boğazımıza düğümleniyor: Rabbimin bize emanetlerine sahip çıkamıyoruz. Emanetine bakamadık Allah'ım, emanetlerine sahip çıkamadık Allah'ım...
Nasıl huzurda durabileceğiz, varabileceğiz o yüce divana, huzura bilmiyorum. Yaradan'ın bize "sessiz kullarım, size emanetimdir" diye sunduğu o masum canları koruyamadığımız, zulme engel olamadığımız için üzerimize çöken bu ağırlık, asıl en büyük azaptır.
Kur'an-ı Kerim'de ve İlahi Kelamda "Dilsiz Kullar"
Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim, yeryüzündeki her bir canlının Allah'ın birer ayeti, birer emaneti olduğunu bizlere hatırlatır. En'âm Suresi 38. ayette buyrulduğu gibi:
"Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve kanatlarıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar..."
Onlar bizim gibi konuşamazlar, dertlerini kelimelerle anlatamazlar; ama onların sessizliği, Yaratıcı'nın katında en büyük şahittir. Dilsiz kullar, Allah’ın masumiyet armağanıdır. Onlara uzanan her zalim el, aslında ilahi nizama meydan okumaktır.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Merhamet Çağrısı
Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), dilsiz kullara merhamet etmeyenin kalbinde iman sevgisinin hakiki manada yer bulamayacağını hatırlatmıştır:
"Yerde olanlara merhamet edin ki, gökte olanlar da size merhamet etsin." (Tirmîzî, Birr, 16)
Susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su veren, o masum hayvana merhamet eden günahkârların bile bu şefkat vesilesiyle bağışlandığını müjdeleyen bir Peygamberin ümmetiyiz. Bugün hayvana, zayıfa, dilsize zulmeden bir zihniyetin O'nun şefkat ikliminden ne kadar uzakta olduğu, sokaklarımızda yaşanan vahşetle bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır.
Hayalini Kurduğumuz O Dünya ve Birlik Çağrısı
Halbuki bir düşünsenize... Kültürlü, ahlaklı, vicdanlı bir toplumun var olduğu, caydırıcı cezalarla kötülüğün dizginlendiği bir dünyayı hayal edin. Tamam, belki herkesi tamamen iyileştiremeyiz; ama toplum olarak sesimizi yükseltirsek, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırsak...
O düzenlenmiş, huzurlu, hayvana, bitkiye, doğaya, Rabb'imin yarattığı her canlıya şefkat gösterebildiğimiz bir dünyayı düşünebiliyor musunuz? O huzuru, o muhteşemliği, o dinginliği bir düşünün... Dünyanın nasıl cennet misali bir yer olacağını hissedebiliyor musunuz? İşte bu hayalleri gerçekleştirmek, bu güzelliği inşa etmek için çaba göstermemiz gerekiyor.
El birliğiyle dünyamızı güzelleştirmek bizim elimizde değil mi? Unutmayın ki birlikten kuvvet doğar! Gelin bu gece vicdanları sızlatalım, kalplerimizi merhametle yeniden birleştirelim ve o en güzel şiarla seslenelim:
Yaradanı, yaratılanı sev yaradandan ötürü...
Yorumlar (0)
Yorum Yap
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!