Aydan Yıldırım'ın Kaleminden.... Dünya Zenginlerin Parasıyla Değil, Milyonlarca Emekçinin Alın Teriyle Dönüyor
Toplumu ayakta tutanlar yalnızca makam sahipleri değildir. Bir doktor hayat kurtarır, bir temizlik işçisi hastalığı önler, bir işçi medeniyet inşa eder, bir kameraman gerçeği görünür kılar. Emek küçümsendiği gün, insanlık da küçülmeye başlar.
Aydan Yıldırım'ın Kaleminden
Sabah evimizden çıkıyoruz...
Sokağımız tertemiz.
Çöpler alınmış.
Otobüs saatinde geliyor.
Ekmeğimiz fırında pişmiş. Market rafları dolu.
Elektrikler yanıyor. İnşaatlar yükseliyor.
Hastaneler çalışıyor.
Farkında olmadan kusursuz işleyen bir düzenin içinde yaşıyoruz.
Peki... Hiç düşündük mü?
Bu düzeni gerçekten kim ayakta tutuyor?
Toplum olarak garip bir alışkanlığımız var.
Takım elbise giyene daha fazla saygı duyuyoruz.
Makam odasında oturana hayran oluyoruz.
Serveti olanı alkışlıyoruz.
Ama elleri nasır tutmuş insanlara çoğu zaman yukarıdan bakıyoruz.
Oysa gerçek hayat...
Kravatla değil, Emekle dönüyor.
Bir doktor hastalıkları tedavi eder.
Ama çöpler toplanmasa...
Şehir birkaç gün içinde salgın hastalıkların merkezi olur.
Benim gözümde temizlik işçileri, görünmeyen koruyucu sağlık ordusudur.
Onlar mikroplar ortaya çıkmadan mücadele eder.
Belki beyaz önlük giymezler.
Ama toplum sağlığını koruyan en önemli insanlardan biridir.
Bir inşaat mühendisi dünyanın en muhteşem binasını çizebilir.
Fakat o binayı ayağa kaldıracak demiri bağlayan...
Betonu döken...
İskelede güneşin altında çalışan işçiler olmazsa...
O proje yalnızca kağıt üzerinde kalır.
Bir komutan savaş kazanabilir.
Ama o zaferi cephede canını ortaya koyan askerler yazar.
Tarih çoğu zaman komutanı anlatır.
Ama zaferi omuzlayan isimsiz kahramanları unutmaya meyillidir.
Bir şirket patronu milyarlar kazanabilir.
Ama fabrikadaki işçi sabah işe gelmese...
Üretim durur.
Makinalar susar.
Sevkiyat yapılamaz.
Kasaya tek kuruş girmez.
Patron başarılı olabilir. Ama tek başına üretim yapamaz.
Bir restoranın sahibi ödüller alabilir.
Ama mutfakta ter döken aşçılar...
Masaları hazırlayan servis çalışanları...
Bulaşıkları yıkayan emekçiler olmazsa...
O restoranın ışıkları çok uzun süre yanamaz.
Bir televizyon ekranında haber sunucusunu görürüz.
Alkışı o alır.
Ama o yayının arkasında;
Kameraman vardır. Reji vardır. Sesçi, Işıkçı, Muhabir, Editör ,Kurgu ekibi vardır.
Onlar görünmez.
Ama onlar olmazsa ekran da olmaz.
Bir film de böyledir.
Oscar'ı oyuncu alır.
Fakat perde arkasındaki yüzlerce insan olmasa...
O film hiç çekilemez.
Bir çiftçiyi küçümseyen insan...
Aslında kendi ekmeğini küçümsüyor demektir.
Bir temizlik görevlisini hor gören...
Yaşadığı şehri temiz tutan eli küçümsüyordur.
Bir kuryeye tepeden bakan...
Kapısına gelen hizmeti yok sayıyordur.
Bir garsonu azarlayan...
Aslında insanlığı eksiltmektedir.
Servet...
İnsana değer katmaz.
Makam...
Kimseyi üstün yapmaz.
Gerçek zenginlik;
İnsanlara nasıl davrandığında gizlidir.
Çünkü karakter...
En pahalı takım elbiseyle satın alınamaz.
Belki de çocuklarımıza öğretmemiz gereken ilk şey şudur:
Doktor olmak değerlidir.
Öğretmen olmak değerlidir.
Mühendis olmak değerlidir.
Ama aynı zamanda;
Çöp toplayan da değerlidir.
Şoför de...
Kasap da...
Berber de...
Sanayi ustası da...
Çiftçi de...
Garson da...
Kargo çalışanı da...
İnşaat işçisi de...
Terzi de...
Elektrikçi de...
Tesisatçı da...
Çünkü hiçbir meslek, insan onurundan daha büyük değildir.
Hayat bir tiyatro sahnesi gibidir.
Biz çoğu zaman sadece başrol oyuncusunu alkışlarız.
Oysa perde hiç açılmıyorsa...
Dekoru kuran marangozu,
Işığı ayarlayan teknisyeni,
Sesi veren operatörü,
Perdeyi çeken görevliyi,
Kostümü diken terziyi,
Salonu temizleyen emekçiyi de alkışlamak gerekir.
Çünkü sahnede gördüğümüz başarı...
Perde arkasındaki görünmeyen eller sayesinde vardır.
Ve belki de en büyük medeniyet göstergesi şudur:
Bir insanın makamına değil, emeğine saygı duyabilmek.
Çünkü dünya, zenginlerin parasıyla değil; sabah gün doğmadan işine giden milyonlarca emekçinin alın teriyle dönüyor.
Yorumlar (0)
Yorum Yap
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!