Bir Kurban Bayramı’nı daha hayırlısıyla bugün itibarıyla geride bırakmış durumdayız. Akrabalar ziyaret edildi, sofralar kuruldu, elles öpüldü, küslükler rafa kalktı... Kağıt üzerinde her şey ne kadar da huzurlu, ne kadar da olması gerektiği gibi değil mi?
Peki, bayram bitti de geride ne kaldı? İçimiz mi kirli, dışımız mi kirli, yoksa çevremiz mi kirli; gerçekten bunu çözemiyorum. Çok üzücü, derin bir üzüntü içindeyim.
Tam bu noktada, bayramın o çok konuşulan "sevinç", "mutluluk" ve "nezaket" kelimelerini masaya yatırmak gerekiyor. Nezaket deyince orada durup kalıyorum. Ne nezaketi? Her taraf pislik içinde, her taraf kir içinde! Soruyorum size: Biz bayram sevincinin ardından hüzne mi boğulmalıyız? Mis gibi bayram havası soluyacakken, arkada bırakılan o leş gibi pis kokuya mı boğulmalıyız?
İnsanoğlu, Neden Bu Kadar Kirlisin?
Şöyle bir etrafımıza, dünyaya bakalım. Doğaya, çevreye insanoğlu dışında zarar veren tek bir canlıya rastladınız mı? Göremezsiniz. Evrendeki bütün canlılar varoluş sebebini işlerken, bütün canlılar kendilerine verilen fıtri görevi kusursuzca yerine getirirken; bir tek insanoğlu kendi görevlerini hiçe sayıyor.
Bizler, "Temizlik imandandır" diyen bir dinin mensuplarıyız. İslamiyet’i, inancımızı, dinimizdeki o kutsal temizlik emrini hiçe sayarak hunharca bir talana girişiyoruz. Sanki affedilmiş, sanki muaf tutulmuş gibi; doğayı, çevreyi, hayvanı, kısacası her şeyi kirletmek için çılgınca birbiriyle yarış yapar haldeyiz! Bu nasıl bir hırstır, bu nasıl bir şuursuzluktur?
Sadece Dışımızı Değil, Ruhumuzu Süslüyor muyuz?
Bayram kutlamasını tertemiz, pırıl pırıl, süslü püslü elbiselerimizi, cicilerimizi giyip sevinçle bollaştığımız andan ibaret sanıyoruz. Keşke dışımızı bu kadar süslediğimiz gibi içimizi de, kalbimizi de, yüreğimizi ve ruhumuzu da süslemesini başarabilsek... İşte o zaman dünya gerçekten daha yaşanılır, daha refah bir toplum haline gelmeye başlar. İşte o zaman daha refah, daha yaşanılır bir dünyayı el birliğiyle yeniden inşa etmiş oluruz.
Gelin Akitleşelim (Ama Öyle Aylarca Beklemek Yok!)
Gelin, bu köşe yazısı hepimiz için bir akitleşme olsun, bir sözleşme olsun. Rabbim ömür verir de önümüzdeki bayrama sağlıkla çıkmayı başarırsak; o bayramda kendimizi tamamen yenilemiş olalım.
Tabii şimdi böyle dediysem, "Aman nasıl olsa önümüzdeki bayrama çok var, o güne kadar kirletmeye devam" deyip işi yaymayalım! Öbür bayramda temiz olalım derken, temizliği öbür bayrama kadar erteleyecek halimiz yok ya? O güne kadar çöp dağlarının arasında kalmak istemiyorsak; şimdi, şu anda, hemen kendimizi güncelleyelim. Ruhumuzu, zihnimizi ve elimizdeki çöp poşetini hemen şimdi doğru yere odaklayalım ki, Rabbim izin verip o bayrama ulaştığımızda zaten tepeden tırnağa hazır ve pırıl pırıl olalım. Yoksa gelecek bayrama kadar bu gidişle doğa bizi misafirliğe bile kabul etmeyecek, benden söylemesi!
O Mucizevi Aurayı Merak Ediyor musunuz?
Biz ne zaman nezaketli davranmaya başlarsak, o çevreyi kirletenler bile o muhteşem tertemiz auranın büyüsüne herkesten önce kapılacaktır. Peki, o aurayı merak ediyor musunuz? O mucizevi çevreyi yaşamak istiyor musunuz?
O halde daha dikkatli ve daha imtiyazlı olalım. Bastığımız toprağı titretmeyelim, doğayı ürkütmeyelim. Her adımda nazikçe yürüyelim. Peygamber Efendimiz’in (S.A.V.) sünnetinde ve rehberliğinde olduğu gibi; sanki bir çiçeği ezecekmiş, sanki bir karıncayı incitecekmiş gibi dikkatli ve nezaketli davrandığımızda, hayat zaten bize gülecektir.
Bereket Neden Çekildi? Zenginliğin Gerçek Sırrı
Farkında mısınız, toplumda bereket de kalmadı. Fakirlik daha çok artmaya başladı. Sebebi ne biliyor musunuz? Şükrü, tebessümü ve nezaketi unuttuk.
Oysa sihir gibi bir formül var elimizde: Önce kendine, sonra çevrene, sonra doğaya ve hayvanlara bir tebessümle gülümse... Her şeyin bir sihir gibi değişip güzelleştiğini, dünyanın sana güldüğünü fark edeceksin. İşte bereket buradadır, işte gerçek zenginlik buradadır! Bunu başardığında paran da bereketlenir, yuvan huzurla dolar, sofrana Halil İbrahim bereketi gelir. Bedenin daha sıhhatli olur, ruhun güzelleşir.
Bugün neden birçok insan psikiyatrist kapılarında, neden herkes mutsuz? İnanın gerek yok! Sadece hayatınızda bu küçücük nezaket ve temizlik adımlarını atın; ne psikoloğa ne de başka bir şeye ihtiyacınız kalacak. Bu farkındalıkla hem kendi kendimizi onarmış olacağız, hem de dünyayı onaracağız.
Sözün Özü; ya kendimize geleceğiz ya da...
Açık ve net söylüyorum: Artık bir yol ayrımındayız. Ya aklımızı başımıza alıp kendimize hemen şimdi bir çeki düzen vereceğiz ya da o hoyratça katlettiğimiz doğa, öcünü bizden çok fena halde alacak ve bizi canımızı yakarak kendimize getirecek!
İş işten geçtikten sonra, canımız yandığında "Eyvah!" demeden önce; "Hatalarımızı şimdi anladık" diye dizlerimizi dövmeden önce kendimize gelelim. Uyanalım! Ruhumuzdan sokaklarımıza, zihnimizden bastığımız toprağa kadar bu büyük uyanışı birlikte başlatalım.
Ben bu sözleşmeye, bu uyanışa varım. Peki, siz... Siz de var mısınız?






