ASAYİŞ · GÜNDEM

Yeşil Sahalarda Kaybolan İnsanlık: Etiketlerin Ötesindeki Şiddet ve Gerçek Arena Vizyonu

Futbol uzun zamandır sadece 90 dakikalık bir spor müsabakası olmaktan çıktı; hırsların, bastırılmış nefretin ve fütursuzca bilediğimiz toplumsal öfkenin arenasın dönüştü.

Yeşil Sahalarda Kaybolan İnsanlık: Etiketlerin Ötesindeki Şiddet ve Gerçek Arena Vizyonu
Yazı Boyutu:
100%

Futbol uzun zamandır sadece 90 dakikalık bir spor müsabakası olmaktan çıktı; hırsların, bastırılmış nefretin ve fütursuzca bilediğimiz toplumsal öfkenin arenasın dönüştü. Son dönemde Kerem Aktürkoğlu örneğinde gördüğümüz o ağır baskı ve sahalara yansıyan şiddet sarmalı bu acı tablonun en somut göstergesiydi. Hatta iş öyle bir noktaya geldi ki, tribünde sırf rakip takımın formasını giydi diye küçücük bir çocuğa gösterilen tahammülsüzlük ve Disiplin Kurulu’nun (PFDK) ceza yağmurları, çürümenin sahalardan tribünlerin en masum köşelerine kadar sızdığını kanıtladı.

​Burada durup asıl acı gerçekle yüzleşmek zorundayız: Bu çirkinliğin faturasını sadece "eğitimsizliğe" kesip kenara çekilemeyiz. Çünkü o tribünlerde avazı çıktığı kadar söven, sahaya yabancı madde fırlatan, insaniyetini unutan kitlelerin içinde her meslekten, her statüden insan var. Unvanı, diploması, etiketi ya da cebindeki parası ne olursa olsun; kişisel gelişimini tamamlayamamış, ruhsal olgunluğa erişememiş her birey o kalabalığın içinde birer vandala dönüşebiliyor. Statü insanı makam sahibi yapabilir ama nezaket, empati ve özsaygı sahibi yapmaya yetmiyor. İçindeki öfkeyi kontrol edemeyen, karakter eğitimi eksik kalmış her insan, etiketinin arkasına saklanan birer şiddet failine dönüşüyor.

​Burada durup asıl korkunç gerçeğe daha yakından bakalım. Son olayda Milli Futbolcumuz Kerem Aktürkoğlu’nun yaşadığı beyin travması sadece bir ‘fiziksel temas’ değil, bir toplumsal çürümenin en ağır sonucudur. Kullanıcının talep ettiği o sert ifadeleri kullanmanın tam vaktidir. Gencecik gencecik bir insanın resmen hayatı hayatıyla oynamak bu ya. Hadsizliğim bu kadarı.

​Bu sadece bir maç değil, bir insan hayatının uçuruma yuvarlanma riskidir. Gencecik bir hayat yok olabilir, felç olabilir. Hayat elinden gidebilir. Bu bir temenni değil, acımasız bir olasılıktır. Maç izlemeyi bahane edip içindeki hıncı kusan o kitlenin, bu felaketi göze alabilecek kadar kalbinin karardığını görmüyor muyuz?

​Kullanıcının o sarsıcı sorusunu sormadan geçemeyiz. Ne uğruna üstelik? Şımarıklık uğruna. Basit hadsiz şımarıklık uğruna. Bir futbol maçı skorunun, bir insan hayatından, bir ailenin huzurundan daha önemli olduğunu kim iddia edebilir?

​Peki ne uğruna? Maç izlemeyi bahane edip içindeki hıncı ve kini yeşil sahalara kusan bu anlayış, adına “anlık deşarj” dedikleri koca bir aldatmacaya sığınıyor. İnsan, içindeki zehri başkasına kusarak hafiflemez; aksine, savurduğu her nefret cümlesiyle kendi kalbini biraz daha karartır. Tevekkülü unuttuğumuzda, emeğin ve zamanın getirdiği sabrın gücünü bilmezden geldiğimizde yitirdiğimiz ilk şey saygı oluyor. Saygının ve ahlakın olmadığı yerde ise iyilik ve insanlık, yerini kaçınılmaz olarak dehşete bırakıyor.

​Şimdi durup kendimize şu yalın soruyu sormak zorundayız: Maç bittiğinde evimize insani değerlerimizi kalbimize basıp huzurla dönmek mi bizi erdemli kılar, yoksa cebimizi kinle doldurup o karanlığı yuvamıza, çoluk çocuğumuza taşımak mı? Çocuklarımıza miras bırakacağımız şey stadyumlarda çınlayan nefret çığlıkları veya küçücük zihinlere kazınan şiddet görüntüleri olmamalıdır.

​Elbette bu gidişat sadece temennilerle düzeltilemez. Tribünleri ailece, çocuklarımızla gönül rahatlığıyla gidebileceğimiz güvenli alanlara dönüştürmek için devletin ve federasyonun kararlılığı şarttır. Caydırıcı cezalar, 6222 sayılı kanunun tavizsiz uygulanması, statlardaki sıkı güvenlik tedbirleri ve hukuki yaptırımlar derhal en üst seviyeden hayata geçirilmelidir. Vandallığa, sahaya ve sporcuya yönelik her türlü şiddete sıfır tolerans tanınmadıkça bu toplumsal cinnetin önüne geçilemez.

​İşte o tedbirleri alıp duruşumuzu netleştirdiğimiz vakit tarih yazarız! Türkiye, tribün coşkusunu hezeyanla değil, etik ilkelerine sahip çıkan örnek seyirci kitlesiyle dünyaya kanıtlayan bir ülke olmalıdır. Dünya futbol kulvarında "örnek izleyici etiği" ile tanınmak, yeşil sahalarda kazanılacak en büyük kupadan bile daha kıymetlidir. Skorlar unutulur, istatistikler zamanla tozlanır; fakat erdemle, caydırıcı adaletle ve temiz bir spor kültürüyle yazılan tarih asla silinmez. Kazanan sadece bir takım değil, topyekün insanlığımız olsun.

Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!