Bir imparatorluk düşünün…
Yüzyıllarca farklı milletleri, dilleri ve inançları aynı yönetim altında bir arada tutmuş. Savaşlar vermiş, topraklar kaybetmiş ama varlığını sürdürmüş. Birinci Dünya Savaşı'na girdiğinde ise yalnızca dışarıdaki ordularla değil, kendi hâkimiyetindeki topraklarda yükselen isyanlarla da mücadele etmek zorunda kalmış.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarındaki en çarpıcı olaylardan biri, 1916 yılında Hicaz'da başlayan isyandı.
Peki bu isyan kendiliğinden mi başladı? Yoksa İngiltere'nin Osmanlı'yı içeriden zayıflatmak için yürüttüğü büyük siyasi ve askerî planın bir parçası mıydı?
Belgeler bize önemli ipuçları veriyor.
Mekke Emiri Şerif Hüseyin kimdi?
Şerif Hüseyin bin Ali, Osmanlı'nın Mekke Emiri ve Hicaz bölgesindeki önemli siyasi figürlerinden biriydi. Mekke'nin kutsal konumu nedeniyle yalnızca bölgesel bir yönetici değil, İslam dünyasında da nüfuz sahibi bir isimdi.
Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere, Osmanlı'nın Arap topraklarında yeni bir cephe açmak istiyordu. Bunun için Şerif Hüseyin ile temas kurdu.
1915 yılında İngiltere'nin Mısır Yüksek Komiseri Sir Henry McMahon ile Şerif Hüseyin arasında mektuplaşmalar başladı.
Bu mektupların konusu oldukça büyüktü: Osmanlı'ya karşı ayaklanma karşılığında savaş sonrasında bağımsız bir Arap yönetiminin kurulması.
Şerif Hüseyin, 14 Temmuz 1915 tarihli mektubunda bağımsız bir Arap devletinin sınırlarına ilişkin taleplerini ortaya koydu. İngiltere ise bu taleplere belirli coğrafi istisnalar ve belirsizlikler içeren cevaplar verdi.
İşte tartışmanın başlangıcı burasıydı.
İngiltere ne vaat etti?
İngiltere, Şerif Hüseyin'e para ve silah desteği sağlayacağını, Osmanlı'ya karşı mücadelede yanında olacağını ve savaş sonrasında Arap bağımsızlığını destekleyeceğini bildirdi.
Ancak İngiltere'nin başka hesapları da vardı.
Süveyş Kanalı'nın güvenliği, Kızıldeniz ticaret yolları, Hindistan bağlantısı ve Ortadoğu'nun stratejik kaynakları İngiliz çıkarları açısından hayati önem taşıyordu.
Osmanlı'nın Hicaz'daki askerî varlığının zayıflatılması, İngiltere'nin bölgedeki hareket alanını genişletecekti.
Peki Şerif Hüseyin ne istiyordu?
Sadece Osmanlı yönetiminden ayrılmayı mı?
Hayır. Araştırmalar, Şerif Hüseyin'in Hicaz'ın ötesine uzanan geniş bir Arap krallığı ve halifelik hedefi taşıdığını gösteriyor.
Bu nedenle mesele yalnızca bağımsızlık mücadelesi olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda bir hanedanın bölgesel iktidar mücadelesiydi.
Haziran 1916'da Şerif Hüseyin önderliğinde Hicaz İsyanı başladı.
Osmanlı birlikleriyle çatışmalar yaşandı. Mekke, isyancı kuvvetlerin kontrolüne geçti. İngilizlerin para, silah, lojistik ve istihbarat desteği isyanın önemli unsurları arasındaydı.
Peki bir tarafta Osmanlı'ya karşı isyan hazırlıkları sürerken diğer tarafta İngiltere ve Fransa ne yapıyordu?
Daha da çarpıcı bir gelişme yaşanıyordu: İki Avrupa devleti, Osmanlı'nın Arap topraklarını kendi nüfuz alanlarına ayırmak üzere gizli bir anlaşma hazırlıyordu.
Bu anlaşmanın adı Sykes-Picot olacaktı.
Ve Şerif Hüseyin'in bu büyük pazarlığın bütün ayrıntılarını bilip bilmediği, tarihin en önemli sorularından biri olarak kalacaktı.
Bir sonraki bölümde: İngiliz subayı Lawrence, Hicaz Demiryolu saldırıları, isyanın askerî boyutu ve Osmanlı askerlerine karşı yürütülen mücadele…
Çünkü isyan başlamıştı. Artık mesele yalnızca mektuplar değil, cephede dökülen kandı.







