Seçim zamanı herkes halkın yanında…
Kapılar çalınır, eller sıkılır, sofralara oturulur, fotoğraflar çekilir. Vatandaşın derdi dinlenir, sorunları not edilir, vaatler sıralanır. Herkesin dilinde aynı cümle vardır: "Biz halk için varız!"
Peki seçim bittiğinde ne değişir?
Makamlar alınır, koltuklara oturulur, protokol ziyaretleri başlar. Telefonlar eskisi kadar kolay açılmaz, randevular zorlaşır, vatandaşın ulaşmaya çalıştığı kapılar bazen bir türlü aralanmaz.
Elbette her yönetici böyle değildir. Halkla iç içe olan, sorunları dinleyen, çözüm üretmek için çaba gösteren yöneticilerimiz de var. Ancak mesele birkaç iyi örnekle yetinmek değil; halkla iletişimi bir yönetim kültürü hâline getirebilmektir.
Çünkü makam, insanı halktan uzaklaştırmak için değil, halka hizmet edebilmek için vardır.
Bir vatandaşın yol sorunu varsa, bir esnafın geçim derdi varsa, bir mahallenin altyapı problemi yıllardır çözülemiyorsa o insanların sesini duymak yöneticilerin lütfu değildir. Bu, üstlenilen görevin sorumluluğudur.
Üstelik halk yalnızca seçim döneminde hatırlanacak bir topluluk değildir. Halk, o makamın neden var olduğunun cevabıdır.
Bugün sosyal medya hesaplarında açılışlar, ziyaretler, toplantılar ve başarı hikâyeleri görüyoruz. Peki kaç yönetici, kendisine ulaşamayan vatandaşın sorununu gündemine alıyor? Kaç yönetici, eleştiriye tahammül edip eksiklerini kamuoyuyla konuşabiliyor? Kaçı verdiği sözlerin takibini yapıyor?
Bir başka mesele de eleştiri…
Bir vatandaş sorun dile getirdiğinde neden hemen karşı cepheye konuluyor? Neden her eleştiri düşmanlık, her soru siyasi hesaplaşma olarak görülüyor?
Oysa eleştiri, doğru yönetildiğinde bir şehrin gelişmesine katkı sağlar. Herkesin alkışladığı yerde eksikler görünmez hâle gelebilir. Bazen bir vatandaşın itirazı, yüzlerce insanın dile getiremediği bir sorunu ortaya çıkarır.
Unutulmamalıdır ki kamu makamları kişisel mülk değildir. O koltuklar emanettir. O yetki halktan gelir, o sorumluluk halka karşı taşınır.
İyi yöneticilik yalnızca hizmet yapmak değil, yapılan hizmetin hesabını verebilmektir. Şeffaf olmak, ulaşılabilir olmak, verilen sözleri hatırlamak ve gerektiğinde "Burada eksik kaldık" diyebilmektir.
Benim yöneticilere bir gazeteci olarak sorum şu:
Seçim zamanı vatandaşın kapısını çalanlar, seçimden sonra vatandaşın kapısını neden daha sık çalmaz?
Bir şehrin gelişmesi yalnızca yollar, binalar ve projelerle ölçülmez. O şehirde yaşayan insanların kendilerini değerli, duyulmuş ve dikkate alınmış hissetmesiyle de ölçülür.
Çünkü halkın gönlünde yer edinmek, protokolde en ön sırada oturmaktan çok daha değerlidir.
Ve unutmayalım…
Makamın büyüklüğü koltuğun yüksekliğiyle değil, halka ne kadar yakın olduğunuzla ölçülür.
Aydan YILDIRIM






