Sosyolog HELİN BERİL'in Kaleminden... Dijital Yalnızlık ve Kafe Kültürü
Tıklım tıklım dolu kafeler, kulaklıkların arkasına saklanan yüzler ve ekran ışığında eriyen sohbetler... Kalabalıklar içinde fiziksel olarak bir arada ama sosyal olarak tamamen yalıtılmış bir hayat yaşıyoruz.
Geçtiğimiz günlerde bir kafeye oturdum ve çevreme şöyle bir baktım. Masa sayıları kadar laptop ekranı, insan sayısından fazla kulaklık vardı. Herkes aynı mekândaydı, aynı müziği dinliyor, aynı kahveyi yudumluyordu; ama kimse birbiriyle konuşmuyordu.
Sosyolojide bu duruma çok güzel bir isim veriliyor: "Birlikte Yalnızlık".
Eski mahalle kahvehanelerindeki ya da geleneksel çay bahçelerindeki o samimi, zaman zaman hararetli sohbetlerin yerini bugün "yan yana ama tek başına" duran bireyler aldı. Dijital dünyanın getirdiği sınırsız erişim, ne yazık ki en yakınımızdaki insanla aramızdaki mesafeyi açıyor. Mekânlar sosyalleşme alanı olmaktan çıkıp, sadece başkalarının varlığıyla kendi yalnızlığımızı meşrulaştırdığımız birer fon perdesine dönüşüyor.
Suçlu sadece elimizdeki akıllı telefonlar mı? Yanıtı hemen teknolojiye kesip atmak kolay. Oysa asıl mesele, modern yaşamın bizde yarattığı "bağ kurma korkusu". Yüz yüze bir sohbet risk taşır; rezil olmak vardır, anlaşılmamak vardır, reddedilmek vardır. Oysa ekran arkasında kontrol bizdedir. İstediğimiz mesajı siler, istediğimiz takdirde iletişimi "ghosting" ile anında keseriz.
Günün sonunda kafeler dolup taşsa da, toplum olarak derinleşemeyen ilişkilerin ve yüzeysel temasların yorgunluğunu çekiyoruz. Sosyalleşmeyi "bir arada bulunmak" zanneden bir kuşak olarak, belki de önce aynı masada oturduğumuz insanın gözünün içine bakmayı yeniden öğrenmemiz gerekiyor.
Yorumlar (0)
Yorum Yap
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!